Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
Fonksiyonel Bakış
İşte bu olma noktasında bilimden uzaklaşan toplumların belirlediği yaşam biçimleri, kör karanlığın değişmez boğuntusuyla kişileri, girdaba atar.
Kendi döngüsü içinde akıp giden ve gittikten sonra tekrar geri gelmeyen zaman… Hatta giderken bizlerden aldıklarını da götürüp geri getirmeyen zaman… İnsanı, yol ayrımlarında belirleyip insanlığı oluşturan zaman… Gerçekten böylesi yol ayrımları, bizim kendimizi nasıl “ol”durduğumuzu ortaya çıkarması bakımından çok önemli. Çok önemli çünkü bugünün sözü, davranışı, yarını oluşturuyor. Yarını yaşayan, kendisinin rolü olmadığı anları yaşıyor. Aslında karmaşık ve sorumluluk isteyen bir durum… Bugünkü sözümüzle, davranışımızla şekillenen “gelecek” aslında, bizden çok bizden sonraki nesillerin yaşayacağı anları oluşturuyor. Ne garip biz de bizden öncekilerin kurallarıyla boğuşmuyor muyuz uyumsuzluklar içinde… Olunmayan olmaklar… İçi dolmamış kurallar…
İşte bu olma noktasında bilimden uzaklaşan toplumların belirlediği yaşam biçimleri, kör karanlığın değişmez boğuntusuyla kişileri, girdaba atar. Böylece bilimden uzak temelsiz sözler ve bu sözlerin yaptırımları da temelsiz olmaz mı? Nihayet içinden çıkılmaz bir oluşumla ezbere hayatların yaşanmasına başlanmaz mı?
Oysa doğaya, asıl öğrenmemiz gereken o gizli hazineye matematiğin diliyle baktığımızda; doğadaki canlıların ezbere bilgilerle edinimler kazanmadığını görürüz. İnsan… Doğadaki canlıların paydaşı olan insan öğrenme yöntemi sanısıyla ezber zincirini takar boynuna. Ezber ki beynin bütün çalışma odacıklarını daraltıp uyuşturandır. Doğuştan getirdiğimiz önemli özelliklerimizden olan ve öğrenmenin olmazsa olmazlarından merakı yok edendir. Böylece bize söylenen her sözün doğru, eylemin de öyle olması gerektiğine inanırız, hiç araştırmadan. Söyleneni veya dayatılanı sorgulamamak, akıl gözüyle bakmamak, o bilginin doğru ve değişmez olduğuna inanmak… İşte ezbere yaşamak… Sonuçlarını daha çok bizden sonrakilerin yaşayacağı yaşam basamaklarını bu ezberlerle oluşturmak… Çok kötü… Olayların, söylenenlerin iyice araştırılmadan, başlangıcından sonuna kadar irdelenmesi yapılmadan oluversinle oldurulması…
Hep öyle olmadı mı? Öğrenciliğimizden edinilen bir alışkanlık değil mi bu? Bilgiler, sadece sınavda başarmaya yönelik değil miydi? Bazı öğretmenler ve öğrencilerin neredeyse tek hedefi değil miydi, sınavlarda sorulan sorulara belirlenen cevapları verebilmek. Buradan baktığımızda konu ne ise onu anlamak yerine onunla ilgili olarak başkalarının daha önceden ürettikleri soruları cevaplamak değil miydi öğrenmek dediğimiz? Bu neyi nasıl öğrenmektir böyle?
Günlük yaşantımızda hemen hemen herkesin sıklıkla kullandığı fonksiyon kelimesine bakalım… Matematiğin temel konuları içinde yer alan bu kavram, bazı öğreticileri bakımından da anlaşılmaz bir şekilde ele alınır. Fonksiyon… İlk olarak; İsaac Newton(1642-1727 İngiltere’nin Woolsthrope kasabasında doğdu) Diferansiyel ve İntegral hesabını kullanmıştır. İşte bu hesaplarda, değişken, fonksiyon ve limit kavramları kullanılmıştır. Bugüne kadar da bu sözcükler değiştirilmemiştir.
Daha önceki paylaşımlarımızda ilk insanların, topladıklarını özelliklerine göre ayırdıklarını paylaşmıştık. İşte bu ayırmalar bizi, küme kavramına götürüyor. Küme… Topladığımız elmaların, taşların kümesi…
Örneğin, A= Eteklerimizin kümesi, A={siyah etek, beyaz etek} B= Kazaklarımızın kümesi, B={kırmızı kazak} verilmiş olsun. {(siyah etek, kırmızı kazak),(beyaz etek, kırmızı kazak)} olmak üzere iki değişik takım oluşturulacağı açıktır. Bu takımların kullanılma durumları bize aittir. Hiç birini kullanmayabiliriz, boş küme { }, sadece {( siyah etek, kırmızı kazak) } veya {(beyaz etek, kırmızı kazak)} kullanılabilir. Ya da her iki takım da kullanılır {(beyaz etek, kırmızı etek),(siyah etek, kırmızı kazak) }.
İki kümenin elemanlarını karşılaştırdık… Kartezyen Çarpım… A ve B Kümeleri için, x€A ve y€B olmak üzere; tüm (x,y) ikililerinin kümesine, A kümesi ile B kümesinin Kartezyen çarpımı denir, diye tanımladığımız…
Bağıntı ise bu karşılaştırmadan elde ettiğimiz seçeneklerdir. A≠Ø ve B≠Ø olmak üzere; AXB kümesinin bir β alt kümesine bağıntı denir, diye tanımladığımız.
Fonksiyon, “Ben, bünyeme aldığım elemanların tamamını kullanmalıyım. Ya da benim elemanlarım aynı zamanda iki ayrı yerde olmaz” diyerek koşulunu belirten kaprisli bağıntıdır. Yaşantımızın hemen hemen her alanında kullandığımız bu kavram genellikle “Bir ya da bir çok değişken niceliklere bağlı olarak değişen nicelik’e fonsiyon denir” şeklinde anlaması zor olarak tanımlanır.
“Fonksiyon” kavramında olduğu gibi içeriği bilinmeyen veya tam olarak anlaşılmayan kavramlarla yumak olmuş hayatımıza bir çeki düzen verme zamanıysa; “Hayır”da birleşelim. Çünkü cilalı sözlerin ardında karanlık gerçeklerle çıkıyor karşımıza bu anayasa.
Bilimden uzaklaştırma çalışmalarının son hızla devam ettiği günümüzde özellikle kadınları, sadece annelik derekesine çekip (en az üç çocuk) eve kapatmanın yolları aranıyor. Gerçek yaşamdan uzaklaşan olarak önce anneler dolayısıyla halk, anayasa referandumunda nasıl bir anayasayı oylayacağını anlamasın isteniyor. Cahil ve sadakaya bağımlı bırakılarak onurları kırılıyor. Onca öğretmensiz okul varken, öğretmen atamaları yapılmıyor. Üstelik öğretmen olacaklar için yapılan sınavda usulsüzlükler yapılıyor. Daha da beteri olmasın diye bu anayasaya HAYIR…
Bilimden yana döndüğümüz yüzümüzde karanlık gölgeler dolaşmasın dileklerimle hepinizi selamlıyorum…
Emine CİN



del.icio.us
Digg
Yorum gönder