Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
Sayıdan… Sayılmadan
İnsanlık, yerleşik düzene geçip zanaatların ve ticaretin gelişmesiyle sayı kavramını netleştirdi.
“Doğadaki canlı ya da cansız varlıkların, beynimizin oluşturduğu, adına sayı, rakam dediğimiz soyut kavramlarla olan RİTMİK DANSI”1 diye tanımladığımız matematik, ondan uzaklaştığımız kadar uzaklaşır bizden. Böylece bilim dışı yaklaşımlar ve bu yaklaşımların oluşturduğu davranışlarla uyuşur beyinler. Cahil bırakılan halktan medet umanlar, önce halkı bilimden uzaklaştırırlar. Böylece irdelemeyen, akıldışı davranışlarla oyalanan bir sürü oluşturulabilinir. Okullarda katı, ezbere formüller yığını ve hissiz kuralların dayatmacısı gibi öğretilmeye çalışılan matematik, aslında anlaşıldıkça keyif alınan, öğrendikçe daha da öğrenilmek istenendir. Yaşamdan kopuk kurallar zinciri olmayan matematik, ezberlenmez, yaşanır. Doğanın temel kanunu, toplama ve paylaşmanın yaşanışındaki uyumdur… Üstelik bu uyum, bütün birlikteliklerin temelinde yatan en önemli olmazsa olmazdır bence…
Yolun, suyun, elektriğin olmadığı, okuma yazma oranının neredeyse çok düşük olduğu, mecralarda yaşayanlar bile, ürettiği beslediği hayvanlarının sayısını bilirler, ya da kaç çuval ürünleri var, sayı ile hesaplayabilirler. Onun için matematiğin, evrensel bir dil ve aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğuydu şimdiye kadar paylaşmak istediğim.
Şimdi “Oldum olası matematiği sevemedim. Onun günlük yaşantımızdaki yeri, aritmetikten başka nedir?” diyenler için aslında onların, matematiği nasıl yaşadıklarını açıklamadan önce başka bir konuya değinmek istiyorum. Daha okula gitmeden başlayan matematik korkusu, okul yaşamı boyunca genellikle yok edilemez. Korktuğumuz şeylere karşı açık olamayız. Biz kendimizi açmadıkça da öğrenme gerçekleşmez. Böylece birbirini doğuran korku ve öğrenememe bütün yaşamımızı kaplar.
Çok sık yaşanan bir örnek olarak; iğneden korkan kişi, kendisini sıkar, sıktıkça iğnenin deriden geçmesi zorlaşır hatta iğne kırılabilir bile… Böylece iğne olmak inanılmaz bir işkenceye dönüşüp çok acı verir. Oysa iğne olacak kişi, tam bir teslimiyetle kendisini salsa kasılmayan deriden iğne çabucak geçeceğinden hiçbir acı hissedilmez. İşte matematik de ezberlenmek yerine kavranmaya çalışıldığında yaşam biçimi olarak bütün davranışlarımıza yön veren olacaktır.
Rakamların, mesafenin ve ölçünün ne kadar önemli olduğu, günlük yaşantımızda yaşanandır. Özellikle sanatın, tekniğe dönüştürülmesinde mikronların hayati önem taşıdığını, mikron mesafesinde en küçük bir sapmanın, tonlarla ifade edilecek hatalar oluşturduğu da… Şiir, resim, müzik ve heykel dallarının matematikle ilgisi başka bir yazının konusu olmakla birlikte notaların yan yana dizilişlerinin armonisinde matematiksel bir oranın olduğunu söylemek istiyorum. Heykeltıraşın milimetrik hata yapmadan yeteneği ile meydana getirdiği heykeller ve karşısında büyülendiğiniz tablolarda da... Mutfağımızdaki göz kararı da olsa, belli bir ölçü ile yaptığımız yemekten, tüm bilim ve sanat dallarına kadar, dünyanın dönüş hızı, mesafesi ve güneşe olan oranı, rüzgârın şiddeti ve yağmur damlalarının açıları ve yeryüzüne düşüş hızları ve ara - açılarına kadar her şeyde matematikten söz etmek olası.
Sayılar dünyasını kısaca da olsa bundan önceki yazılarımda paylaşmıştık. Günlük yaşantımızda herhangi bir şeyi saymak için kullandığımız sayılara “Sayma Sayıları” diyoruz. Ancak var olan şeyler sayılabildiğinden sayma sayılarının içinde sıfır yoktur. {1,2,3,……,∞} olarak tanımlanırlar.
Aslında konuşma dilinde “bir elma” dediğimizde; var olan elmadır. Doğada “bir” diye bir şey yoktur. Biz “bir”i elma üzerinden kavrarız. Yani somutu niteleyen olarak var olur soyut. “6 ağaç” dediğimizde de aslında “6” diye bir şey yok. Ağaçları niteleyen bir soyutlukla ağaçların niceliğini kavramak… Muhteşem değil mi? Gerçekten sayıların, bir cismin sayısını değil de niteliğini gösteriyor, olması, heyecan verici… Örneğin; “bir insan” değil de sadece “insan” kavramını göstermesi…
İnsanlık, yerleşik düzene geçip zanaatların ve ticaretin gelişmesiyle sayı kavramını netleştirdi. M.Ö. 5000 de Mısır’da Ondalık Sayılar kullanıldı. Geçmişten günümüze insanlık, değişik sayma sistemlerini kullandı. Günümüzde kullandığımız sistem 10 tabanına göredir. Yani onluk sistemdir. Bilgisayarda kullanılan 0 ve 1 yani {0,1} kümesi 2 lik sistemdir.
1 Emine Cin… Matematik ve Kadın, Matematik Aramızda Nasıl Yaşar, Bilimin Işığı Kitabı, araştırma yazısı



del.icio.us
Digg
Yorum gönder