Anasayfa | Güzelbahçe | Yıllardır GDO’lu ürünler yiyormuşuz!

Yıllardır GDO’lu ürünler yiyormuşuz!

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
image

Prof. Dr. Açıkgöz, yaptığı yazılı açıklamada, GDO ile ilgili yönetmeliğin ardından, toplumun politik yaklaşımlarla GDO konusunda tek taraflı olarak bilgilendirildiğini iddia etti.

 

Biyoteknolojiden faydalanarak tarımda gelişme sağlayan Arjantin, Hindistan ve Çin'in durumlarına bakılması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Açıkgöz, şunları kaydetti:

''Arjantin, biyotek soya ile 3 milyon hektar ikinci ürün alanını devreye soktu. Hindistan, biyotek pamukla son beş yılda ekim alanını ikiye, üretimini üçe katladı. Çin, biyotek tohumluğun yarısını ulusal düzeye üretti ve teknoloji ihracatına başladı. Diğer yönden yıllık tarımsal ilaçlama esnasındaki ölümlü kazalarını da 250'den 50'lere düşürerek, ilk ticari GDO'lu kavak plantasyonunu tesis etti. Bu gelişmeler karşısında, diğer ülkeler üreticisini GDO'lu çeşitlere kavuşturmak için neler yapıyor? Brezilya, uluslararası bir firmaya özel çeşit siparişi veriyor, Pakistan tüm ulusal ıslahçı firmalarına ücretsiz dağıtmak üzere bir gen satın alıyor. İran, hastalıklara dayanıklı transgenik çeltik çeşidini geliştiriyor. Mısır, kurağa dayanıklı buğday çeşitlerini tescil aşamasına getiriyor.''

Türkiye gibi bazı ülkelerin GDO'lu ürünlerin tüketimine dahi 'Hayır' dediğini belirten Prof. Dr. Açıkgöz, dünyada sansasyonel haber değeriyle Frankestein gıdalara adı karışan biyotek ürünlere ilişkin sağlıklı bilgilenme yaşanmadığını savundu.

Türkiye'de çeşitli nedenlerle biyogüvenlik yasasının çıkarılamadığını, konunun yönetmelikle çözülmek istendiğini öne süren Prof. Dr. Açıkgöz, siyasi partilerin dünya gerçeklerini hiçe sayarak, olayı kendi lehlerine kullanma girişimleriyle yönetim birimlerinin güç kazanma savaşlarının konuda etkili olduğunu belirtti.

Türkiye'de yıllardan bu yana GDO'lu ürünlerin tüketildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Açıkgöz, şunları kaydetti:

''İlk aşamada transgenik çeşitlerin üretimine pek fazla gereksinimi yoktur gibi görünebilir. Fakat Ege Bölgesinde ikinci ürün mısır tarımı, sap kurdunun iki jenerasyon vermesi nedeniyle, ancak transgenik çeşitlerle olasıdır. 100 bin hektar mısır üretim potansiyeli kullanılmamaktadır. Yine yıllık 10 ilaçlamanın zorunlu olduğu bazı yörelerde transgeniklerin avantajlarından Türk pamuk üreticisi neden yararlanmasın? Geç kalmanın bedeli büyük olacaktır. İnsan gücünün yetiştirilmesi, bilgi birikiminin sağlanması zaman alacaktır. Fakat biyoteknolojinin kaçınılmaz olduğu süne ve kımıla dayanıklı buğday çeşitlerinin geliştirilmesi projelerinin gecikmesinin yıllık bedeli 1 milyar dolardır. Olayı sansasyonel yönden ele alan Türk medyası, tarımsal biyoteknoloji konusuna adeta karşıt gibidir. Bu da siyasi karar mekanizmalarından tüketiciye, sivil toplum kuruluşlarından bilim adamlarına etkin birimleri harekete geçirmiştir. Halbuki tarımsal biyoteknolojinin kaymağını yiyecek olan üretici örgütlerinin olaya sahip çıkması gerekirdi.''

 

Sosyal sitelere ekle: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 gönderilen):

Yorum gönder comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Sayfayı yazdır
  • Plain text Düz metin
Etiketler
Bu yazı için etiket yok
Bu yazıyı oyla
5.00
Powered by Vivvo CMS v4.1.2