Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
iyi TARIM
Bu bir fasit çemberdir durmadan dönüyor. Dünyada insanların sayısı artınca, beslemek için yiyeceğini artırmaya çalışıyoruz.
Daha dün duydum birisi yine kalp krizinden vefat etmiş. Bir ötekisi kanser hastalığından… Gün geçmiyor ki yakınımızdan bir kişi bu ve buna benzer bir hastalıktan zarar görmesin! Önceki yıllarda bu tür hastalıklar bu kadar yaygın mıydı? Ölüm derken sıralı ölümler beklenirdi hep. Öncelikle yaşlılar denirdi. Gençlerinki alışılmış ölümlerden değildi. Bir genç öldüğünde, bu çok da rastlanmayan bir olay olduğundan bu olay sevenlerince hikâyeleştirilir, destanlaştırılır hatta ağıtlar yakılırdı. Yakılan ağıtlar ağızdan ağza dolaşırdı.
Alıştık artık, birçok şeye alıştığımız gibi! Artık ani ölümleri insanlar yadırgamıyorlar. Amansız ve beklenmedik hastalıklar artık beklenir ve kabul edilebilir, kanıksanır oldu. Son sıralarda yoğunlaşarak artan bu marazların nedeni ne?
Tabii hiçbir şey nedensiz olmuyor. Bunların nedenlerini biz insanoğlu oluşturduk. Bilerek veya bilmeyerek bu noktaya getirdik. Yani kendi ölüm kozamızı kendimiz yavaş yavaş örmeye başladık. Önce havayı, sonra toprağı ve suyumuzu kirlettik.
Dünyada sayımız gittikçe arttı, sonra artan bu nüfusu doyurabilmek için yiyeceğimizin miktarını arttırmaya çalıştık. Yiyeceğimizi nasıl artırabilirdik. Örneğin tarım ürünlerinde artışı; öncelikle boşta kalan tüm alanları ekerek, daha sonraları ise ekilen ve dikilen yerlerde dekardan olabildiğince fazla ürün alarak arttırabilirdik. Dekardan fazla ürün nasıl alabilirdik. Bitki besin maddelerini toprağa ilaveten vererek. Ticari gübreler kullanarak.
Elde ettiğimiz ürünü diğer canlılara yedirmemeli ve bitki hastalıklarının da önüne geçmeliydik. Bunun için de tarım ilaçları kullandık. Gübreler kullandık. Ne kadar fazla gübre atarsak o kadar fazla ürün alacağımızı zannettik. Oysaki attığımız gübrenin fazlası bitkiler tarafından alınmadı, toprakta birikti. Fazla gelen gübreler eriyerek sularımıza karıştı. Bu suyu bizler kullandık. Diğer canlılar kullandı. Kirli suyu kullanan her canlı, toprak da dâhil zehirlendi, çoğu kez sakatlıklara ve ölümlere neden oldu.
Bu bir fasit çemberdir durmadan dönüyor. Dünyada insanların sayısı artınca, beslemek için yiyeceğini artırmaya çalışıyoruz. Olağan dışı arttırılmaya çalışılan yiyecek bu defa onu yiyenlerin sayısını azaltıyor. Çoğalmalarını önlüyor. Bu bir devridaim tekrarlanıp duruyor.
Neticede dekardan aldığımız ürün miktarını arttırmak ve kar hırsı o kadar arttı ki artık havayı, suyu ve toprağı içinden çıkılmayacak şekilde kirlettik. Hatta insanlar bile bu arada oldukça kirlendi. Gerçi eskiden çok mu temizdi? Bu da tartışılır ya…
Bunu ağır sonuçlarıyla fark eden insanlık kendi sebep olduğu bu gidişi artık normale çevirmeye çalışıyor. Anlaşıldı ki çevreyi kirletenler kendi sonlarını da hızlı bir şekilde hazırlıyorlar.
Çevre kirliliğinin başlıca nedenlerinden birisi tarımda kullanılan ticari gübreler ve ilaçlardır. Ticari gübrelerin ve ilaçların tekniğe uygun bir şekilde kullanılmaması yoğun bir biçimde çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bu gerçek hemen hemen herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenle tarımda bilinçsizce kullanılan ilaç ve gübre kullanımının önüne geçilmesi gerekir. Bunun da tek bir çıkış yolu var. O da “İyi Tarım” yapmaktır. Dünyada gelişmiş ülkelerin birçoğu bunun farkına vardı ve bununla ilgili önlemleri alıyor. Ülkemiz de bu tür önlemleri almak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Bu konuda çalışmalar var, ancak henüz çok yetersiz. Çiftçilerimizin de bu işin bilincine varıp, gerekli önlemleri zamanında alması gerekir. Çünkü bu ülke hepimizin ve hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Üreteni de tüketeni de… Bu olumsuz gidişin önüne ancak biz, kendimiz gerekli önlemleri alarak geçebiliriz. Dışarıdan birileri gelerek bize yardımcı olmayacaktır. Kendisine yardımcı olmayana bir başkasının yardımcı olması beklenemez.



del.icio.us
Digg
Lâkin ihtiyar=yaşlı demek olmak olmayıp seçilmiş, daha doğrusu birer ikişer akranları gitmiş ve geride şeçilip kalmış onlah anlamınadır ki böyle olan insanlar genellikle yaşlanmış da olurlar...
Yorum gönder