Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
‘Sivil’name... OKTAY EKINCI
Malum gelişmelerle birlikte Başbakan artık her fırsatta diyor ki; “en sivil biziz...”

Nitekim “en sivil iktidar” olduklarını kanıtlamak için, “askerleri siviller yargılasın” yasasını TBMM’den gecenin kör karanlığında geçirdiler. Şafak söktüğünde “anayasa” görülüp de “düzeltilmesi gerektiği” anlaşılınca, bu kez de “en sivil Çankaya”nın “sonra düzeltirsiniz” dediği “sivil onay”ıyla muratlarına erdiler...
Oysa dünyada “sivil” dendiğinde “asker olmayan”lar değil; asıl, “hükümet dışı”ndakiler anlaşılır. Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) karşılığı olan NGO da (Non Government Organizations) “Hükümet Dışı Kuruluşlar” demektir.
Bizde ise sivillik, neredeyse “hükümet yanlısı” anlamına gelmeye başladı. Hele “Asker”ler “Laik Cumhuriyet”e bağlılıklarını açıkladıkça, “laiklik karşıtlığından ceza almış” siyasete “yandaş”lık da “sivil demokrat”lık sayılıyor...
‘Sivil bakan’ın sözleri
Peki, hükümet gerçekten sivil mi; çağımızdaki “sivil toplum”culuğun gereklerini yerine getiriyor mu?
Örneğin Boğaza 3. köprüye karşı çıkmayan STK yok. Sivil hükümetin ise STK’lere destek veren tek bir bakanı bile yok...
“Çevreci” sayıldığından “en sivil” bilinen Çevre ve Orman Bakanı bile Hasankeyf’in boğulmasını istemeyen tüm “sivil”ler için “Türkiye’yi sevmiyorlar” diyerek “vatan haini” ilan etmedi mi? Oysa aralarında öyle “bilge yurtsever”ler var ki bin kere özür dilese yine yetmez...
Aynı Bakan, 90’larda İSKİ Müdürüyken de su havzalarının imara açılmasını yargı yoluyla durduran “sivil davacılar”a demişti ki; “bu işi bizden iyi mi bilecekler?”
Derken “DSİ Genel Müdürü” olunca yine sayısız STK’nin antik Allianoi kentini yutacak baraja direnmelerine karşı şunu söyledi; “memleketin kalkınmasını istemiyorlar...”
Oysa hem Erdoğan hem de Bakanı 96’da, “en sivil dünya forumu” olarak Habitat-II’ye ev sahipliği yaparlarken, BM’nin “NGO’lar sürdürülebilir kalkınmanın güvenceleridir” sözünü de “Mehter Takımı”yla kutlamışlardı...
Şimdi ise bir yandan “en sivil biziz” derken, bir yandan da çevreye saygısız uygulamalarını hukukla durdurmaya çalışan “sivil kuruluş”larımızı, “işlerini engellemek”le suçluyorlar...
Anılardaki ‘sivil’ler
Bizim gençliğimizde ise “sivil” denince akla ister istemez hep “polis” gelirdi. Üniversitedeyken “ortalık sivil kaynıyor” dendi mi; eylem yapmak şöyle dursun, üç kişi bile bir araya gelmeye çekinirdik...
Resmi araca binenin “karakol”a gideceği belliydi de sivil otomobile bindirilenlerin nereye götürüldüğünü ara ki bulasın...
Belki de o nedenle bizim kuşak sivil sözüne hâlâ biraz “ihtiyat”la yaklaşır. Hele şimdi, kimi “yalaka” sivil kuruluşların sözde “tarafsız yandaşlık”larını gördükçe, o efsanevi “demokratik kitle örgütleri”ni özlemle anmamak mümkün mü?
Onlar ne “AB kredisi” bilirlerdi, ne “fon”lanmak, ne de “sponsor”luk... İktidarla ilişkilerini belirleyen de “proje ortaklığı” değil, “ulusal çıkarlar”ın ve “demokratik haklar”ın yaşama geçmesiydi...
‘Pür’ sivil’leşebilmek
İlk sivil sözünü ise ne AB’den ne de BM’den, bizim “Tophaneli”lerin “Argo”larından, Karaköy rıhtımından geceleri denize “sivil” girmenin erdemlerini anlatırlarken duymuştuk...
Bu benzetmeyi ABD’li bir STK üyesine söylediğimde Tophanelilere “hayran” kalmasın mı? “Tüm giysilerinden arınmış” insanın, o giysilerdeki “imaj”dan da arındığını, yani bedenen ve ruhen “pür sivil”leştiğini, bu nedenle argomuzun müthiş bir “felsefi derinlik” içerdiğini belirtmişti...
Şimdi şu yaz sıcağındaki “sivillik yarışı”nda, işte o “derinlik” aklıma geldi. Kimler “en sivil biziz” diyorlarsa, buyursunlar kanıtlayıversinler... Kıyıdakiler denizde, karadakiler de gölde ya da derede, sosyetikler ise havuzda “pür sivilleşme”den sivilliği içtenlikle savunduklarına kim inanır?
![]()



del.icio.us
Digg
Yorum gönder