
Artık bu tartışma; iki haftada ülkede darbe havası estiren, topluma (yine) gerginlik psikolojisi aşılayan ve asıl gündemi (yine) unutturan “İrtica plânı” belgesi çekişmesi “belge var mı, yok mu” meselesinden çıktı “devlet üzerinde hangi oyunlar oynanıyor, daha neler neler planlanıyor” sorusunun cevabını aramaya dönüştü. Bu günden itibaren (ki çok önemli bir gündür) artık “Türkiye’de sahte belgeler üzerinden” darbe çağrışımı yaratarak ulaşılmak istenen nokta gündeme oturacaktır.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ” Belge sahte çıkarsa ne yapacağımızı bütün Türkiye görecek “demişti, bu sözle” neyi kastettiği “büyük bir merak konusuydu, bugün (saat 11.00 de) yapacağı açıklanan basın toplantısında bu çok önemli sorunun cevabını alacağız.
Yine tablonun geneline baktığımızda son derece ilginç bir durum var ortada; Askeri Savcılık “Her tür araştırmayı yaptık; Jandarma Kriminal Daire’den Adli Tıp’a, TÜBİTAK’a kadar gerekli tüm kurumlar belgeyi inceledi, öncelikle fotokopi bir belgeden “imzanın kime ait olduğu veya sonradan eklenip eklenmediği anlaşılamaz” sonucu çıktı. Bilirkişi incelemesinde “belgenin askerî hiçbir yazı biçimine uymadığı, buna resmi evrak niteliği kazandıracak unsurları içermediği” kararına varıldı” diyor. Genelkurmay’ın bilgisayarlarında veya hiçbir birimde böyle bir belgenin izine rastlanmadığı da açıklanıyor.
AKP dönüşte!
VATAN’ın Londra muhabiri Jan Devletoğlu İngiltere’nin (Scotland Yard’dan çeşitli üniversitelerine kadar) en ünlü belge uzmanlarına, adli tıp uzmanlarına soruyor, hepsi “Fotokopi belge için görüş bile vermeyiz. Böyle bir ‘belge’ kabul edilemez, imzanın sahte olup olmadığı anlaşılamaz” diyor. Ama AKP’li Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu halâ ” Askeri savcılık açıklaması anlamlı ve ikna edici değil. Burada sadece bir tahkikat yapılmış, onun sonucu söyleniyor, yarın ‘karargahta hazırlandı’ diye de çıkabilir, süreç devam ediyor “ demekte…
Aynı anda Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise daha birkaç gün önce “Bu belge hukuk dışıdır, suçtur. Ak Parti olarak biz suç duyurusunda bulunmak üzere çalışmamızı sürdürüyoruz. Bu işin mağduru Ak Parti’dir” sözleriyle fotokopi belgeye inandığını açıklamış olmasına rağmen bugün tamamen aksi bir görüşle ortaya çıkarak “Fotokopi belgenin hukuki delil değeri bile yoktur, bunun üzerinden değerlendirme yapamazsınız” diyor.
O -hernasılsa- ifadesini değiştiriverdi (acaba AKP yavaş yavaş bundan sonra olacaklardan sıyrılmaya mı çalışıyor, bilinmez) ama AKP’li Meclis Başkanı Köksal Toptan daha en baştan bunu söylüyor “Fotokopi ‘belge’ sayılmaz” diyordu. Ama işte Başbakan Erdoğan hukukçu Cemil Çiçek’in de arka çıkmasıyla belki, “suç duyurusu”nda bulunmuş oldu. Peki şimdi belge sayılmayacak (ve ne şekilde, hangi niyetle, kim tarafından hazırlandığı da bilinmeyen) bir kağıt için Başbakan’ın yaptığı suç duyurusu kime karşı yapılmış oluyor? Bolu Valisi dahil hepsinin peşin peşin orduya yönelttikleri darbe-belge suçlamalarının altından nasıl kalkacaklar?
Cehennem azabı!
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile Genel Saymanı Mustafa Özyürek ” Bu iddianın bir belgeye dayanmadığı ortaya çıkmıştır. Şimdi bu kağıdı belge kabul edip ağır suçlamalarda bulunan ve Türkiye’ye 15 gün darbe psikolojisi yaşatanlar özür dilemelidir” diyorlar. Neden özür yeterli oluyor?
Fotokopi belgeler, telefon konuşmalarında geçen sözler, bir suçluyu tanıyor olmak bile siyasetçisi, rektörü, gazetecisi, sivil toplumcusu için tutuklanma, yargılanma nedeniyse sahte belgelerle devlet kurumlarını suçlayıp ülkeyi karıştıran, topluma cehennem azabı yaşatanlar neden yargılanmıyor?
Açıklasınlar suçlamalarını, suç duyurularını, ne yapmak istedikleri anlaşılsın değil mi?
Zira dikkatler buraya yoğunlaşırken öte yandan Adalet Bakanlığı; Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay’ı (yani yüksek mahkemeleri) etkisiz kılacak, sözüm ona “Yargı Reformu Taslağı”nı tamamlamak üzere. Kısacası Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ve hemen bütün önde gelen hukukçuların “kuşatıldı” dediği yargıda kuşatmanın son noktası da konacak.
Dediğim gibi tabloya “genel” bakmak lâzım… Bu arada Taraf gazetesinden Yasemin Çongar’ın 23 Haziran Salı günkü yazısı tam bir olaydı. Radikal’den Murat Yetkin’in yazısını ele alarak ve tamamen şekil değiştirterek, “belge olayının örtbas edilmesini önermekle” suçlayarak başlamış, Dengir Mir Fırat’la yaptığı görüşme sonrasında “Bu belge olayı ve son gelişmelerin arkasında ‘AKP aleyhine yeni bir kapatma davası olduğunu’ düşündükleri” ile bitirmişti.
Dengir Mir Fırat “ikinci yargı darbesi”ni ima etmiş. Yani artık belgeyi de, darbe’yi de geçtiler, “darbe ötesi”ndeler. Acaba AKP neden hep ortada hiçbir şey yokken ve 7 yıldır iktidarda olduğu halde “kapatılma ve darbe korkusu”nu öne sürüyor? Bu bir kompleks mi, yoksa başka bir önemli nedeni mi var?
İşte şimdi bu sorulara cevap aramaya geldi sıra!
alıntıdır



del.icio.us
Digg
Yorum gönder