Anasayfa | YAZARLAR Genelden | Ruhat MENGİ | Deniz Feneri ile Ergenekon farkı! - Ruhat Mengi

Deniz Feneri ile Ergenekon farkı! - Ruhat Mengi

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Sayın Ruhat Hanım, yazılarınız gayet serinkanlı, gayet cesur, güzel. Fakat siz de kendinizi bir taraf olarak mı kabul ediyorsunuz yoksa sadece halkın tarafı mı oluyorsunuz?

ruhatmengi_501699274.jpg

Mehmet Karaca isimli okurum aynen şöyle yazmış: “Sayın Ruhat Hanım, yazılarınız gayet serinkanlı, gayet cesur, güzel. Fakat siz de kendinizi bir taraf olarak mı kabul ediyorsunuz yoksa sadece halkın tarafı mı oluyorsunuz?

Yazılarınız neden hiç Ergenekon’un olabileceğinden, oluyorsa nasıl değerlendirildiğinden bahsetmiyor? Mesela neden en son belge üzerinde durmuyorsunuz? Ya öyle bir belge varsa?..”

Böyle mektuplar gelir bazen, bunun son cemlesi gibi cümlelere bakar ve “acaba yazılarımızı okumadan, TV programını da izlemeden mi yazıyorlar” diye düşündürür bana… Ama burada asıl üstünde durduğum cümle ortadaki “Neden Ergenekon’un olabileceğinden söz etmiyorsunuz?”

Bundan da hep söz ettik; eğer devletin içine sızmış darbe heveslisi gruplar veya kişiler varsa bunların elbette ortaya çıkarılması gerekir ama “Ergenekon operasyonu yapıyoruz, soruşturma yapıyoruz” diye memlekette ne kadar iktidarın eylemlerini eleştiren veya muhalifi olan ya da “Atatürk ilke ve devrimlerine, cumhuriyete bağlı”, çağdaş eğitim için çalışan insan varsa gazetecisinden rektörüne, sivil toplumcusundan hukukçusuna hepsini içeri tıkamazsınız, “cadı avı” na çeviremezsiniz dedik.

İktidar partisi, Adalet Bakanlığı kontrolünde, daha doğrusu baskısında tuttuğu Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) nedeniyle istediği hakim ve savcıya “istediği yönde karar çıkartır” hale geldi. Ortada hukuk devleti diye birşey kalmadı.

YOKSA BİLE BULUN

“Ya öyle bir belge varsa?..” Bu sorunun cevabını dün Genelkurmay Askeri Savcılığı verdi:

“Habere konu olan belgenin Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda düzenlenmediği tespit edilmiş, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse de yazılı kayıtlarda herhangi bir bilgi, belge, emir veya emareye rastlanmamıştır. Bilirkişiler tarafından yapılan inceleme neticesinde soruşturma konusu evrakın hiçbir şekilde karargâh çalışması / askeri yazışma usullerine ilişkin mevzuat, emir ve yerleşik uygulamalar ile uyuşmadığının belirlenmesi üzerine…” şeklindeki kararı açıkladı ve dosyayı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi.

Bu raporda “eldeki fotokopi belgeye resmi evrak niteliği kazandıracak hiçbir unsur bulunmadığı ve askeri yazım teknikleriyle uyuşmayan birçok maddi hata içerdiği” de belirtilmiş. Ayrıca Adli Tıp, TÜBİTAK, Askeri Savcılık, Emniyet Kriminal Laboratuarı (bilirkişi raporu) gibi birçok kurumdan çıkan sonuç “fotokopi belgeden karara varılamayacağı” nı bildiriyor.

Yani ortada “aslı olmayan”, kendisinin de nereden geldiği, nasıl üretildiği anlaşılamayan, AKP’li Meclis Başkanı’nın bile “belge sayılmaz” dediği bir not var ve bu not üzerine yurt içinde ve dışında bin çeşit açıklama yapılıyor, ülkenin altı üstüne geliyor.

Belgenin bulunduğu iddia edilen Avukat Serdar Öztürk’ün avukatları ise “belge sonradan ilâve edildi” diyor.

AMAN REKTÖR KAÇMASIN!

Uzun lâfın kısası Genelkurmay’da bir darbe çalışması yapıldığı ortaya çıksın diye debeleniyorlar ama bir türlü olamıyor. Medya ne yapsın şimdi? Bu komplo teorilerinin hepsine inanmak mı gerekiyor?

Öte yanda “Türkiye Deniz Feneri’nin bu soygunla ilgisi yok, siz ’Deniz Feneri’ diyerek adımızı karıştırdınız” şikâyeti ile bana dava açan Deniz Feneri’nin Genel Başkanı “Bağlantıları Alman yargısı tarafından kesinleştirilmiş” olan dev yolsuzluk konusunda nihayet ifade vermeye çağrıldı. Ama ifadeden sonra onlar delil karartma, kaçma gibi eylemlerde bulunmayacakları için (!) hemen serbest bırakıldı.

Başarıları ile Türkiye’nin adını dünya çapında duyurmuş profesörlerin, sivil toplumcuların, rektörlerin kaçma ve delil karartma ihtimali var (Bu nedenle ağır kanser hastası olanların bile tedavisine izin verilmedi) ama onların yok. Oysa hiç şüphesiz ortada tek bir iz bırakmadılar bunca zamandır…

Şimdi ben okuyucuma soruyorum, siz olsanız ne yazardınız?..

Ruhat Mengi herzaman sadece halkın ve demokrasinin tarafında, hertür baskının, hilenin ise karşısındaydı ve hep öyle kalacak… Ortada “gerçek belge” olmadığına göre “sahtesini” kimin ve hangi niyetle ürettiğini Cumhuriyet Savcılığı’nın ortaya çıkarmasını bekliyoruz!

*****

MADEM ÜLKENİ ANLIYORDUN?

Nazlı Ilıcak Belçika’da Brüksel Parlamentosu’na türbanıyla girmesine izin verilen (Devlet memuru olmadığı için girebilir ama hakim ya da bakan olsaydı izin verilmezdi denilen) Mahinur Özdemir konusunda enteresan bir açıklama yapmış.

“Bizde bir irtica korkusu var, ülkemizdeki endişeleri anlayabiliyorum ama Belçika’da başörtülü bir kadının parlamentoya girmesi ne tehlike yaratabilir ki? Müslümanlığın çoğunlukta olduğu bir ülke değil” diyor. Aslında Türkiye’de devlet kurumlarında dini kıyafet yasağı irtica korkusundan değil “Laik devletin kuralı olarak ve baskıyı önlemek için” konmuş bir kural… Yani Nazlı Ilıcak bir “önlem”i “tehlike” haline getirmiş. Daha da önemlisi “ülkesindeki endişeleri anladığını” söylemesi.

Madem ki anlıyordu bugüne kadar neden hiç anlamıyor gibi konuşup durdu ki?

 

alıntıdır

 

Sosyal sitelere ekle: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 gönderilen):

Yorum gönder comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Sayfayı yazdır
  • Plain text Düz metin
Etiketler
Bu yazı için etiket yok
Bu yazıyı oyla
0
Powered by Vivvo CMS v4.1.2