Artık “kapatma davası iddianameleri için konu olma ihtimali” düşünüldüğü için “ben daha dindarım, sen daha az dindarsın” veya “ben Müslümanım, sen değilsin” hatta hatta “Biz dindarız, diğerleri dinsiz” benzeri kutuplaştırmalar eskisi kadar açıktan açığa yapılamıyor.
Ama öte yanda genel seçime doğru “bu kutuplaşma olmazsa kolay oy nasıl toplanacak” sorusu var, din üzerinden bölme büyük kolaylık… Bakın İran’da halk dinini-inancını bile diktatör veya dinî lider baskısıyla yapmaktan usandı, daha özgür bir ülke istiyor ve milyonlarca insan “öldürülme korkusunu bile hiçe sayarak” sokaklara döküldü. Ama seçimde hile yapıldığı siyaset uzmanları tarafından doğrulanmışken ve dinî lider Hamaney önce “bu iddia araştırılsın” demişken sonra hemen vazgeçti ve Musavi taraftarlarına tehditler savurmaya başladı.
BUNUN DA ADI CUMHURİYET!
Zaten İran’daki seçimlere “demokratik” demek mümkün değildi, görünüşte “ortada sandık olduğu için” demokratik zannedilen, dinî liderin seçim öncesinde de “Ahmedinejad’a yakın olduğunu” bildirdiği, böylece insanları “din üzerinden baskı altına aldığı” seçimlerdi.
Şimdi aynı dinî lider bir yandan ( Ahmedinejad’ın yerine) tehditler savururken bir yandan da “seçimin yasallığını eleştirmek Batı’nın ‘İslâm cumhuriyetinin temellerini sarsma girişimi’dir. Devam ederseniz şiddetle karşılık veririz. İslâm cumhuriyeti hileye fırsat vermez” diyor.
ÖZGÜRLÜK MÜ, GEÇMİŞ OLSUN!
İşte “dindarlık” la“İslâmcılık” arasındaki fark bu… İslâmcılık mutlaka “baskıcı, diktacı bir İslâmi yönetim”i hedefliyor ve bu yönetim geldi mi İran’da görüldüğü gibi “gidişi” olmuyor. Dini öne sürerek her baskıya bir açıklama buluyor ve susturuyor.
ABD Kongresi’nde Temsilciler Meclisi’nden sonra Senato da çoğunlukla “özgürlük peşindeki İran halkını desteklediği”ni açıklamış. Obama İran’a uyarıda bulunmuş. Neye yarar? Artık bundan sonra seçimlerde her tür hile yapılsa da, ABD veya Avrupa istediği kadar tepki gösterse de İran’da durumun değişmesi neredeyse imkânsızdır, geçmiş olsun.
Her ne kadar bizde de seçim hilesi iddiaları; seçim öncesi büyük hatalarla-son dakika değişiklikleriyle ortaya çıkarılan karmaşalar, seçimde bilgisayar hilesi iddiaları, elektrik kesintileri sonunda oy tablosu değişiklikleri, oy torbalarının tek kişiyle teslimi gibi olaylar ciddiye alınmadıysa da, 22 Temmuz’da örneğin henüz oylar teslim edilmeden sonuçlar TV’lerde verilmeye başlandıysa da hiç değilse rejimimiz demokrasi… Hiç değilse din baskısı ve hiçbir baskı yaşamıyoruz.
Bunları bir okurumun mektubu düşündürdü bana… Diyor ki;
“Önce ’dindar cumhurbaşkanı’dediler. Sonra ’dindar hükümeti çekemiyorlar’ dediler. Şimdi de Deniz Feneri bağış soygunu için ’çalmışlarsa ne olmuş, hiç değilse Müslümanlar çalmış’diyenler var, pes artık bu kadarına”…
Gerçekten de pes!
Çoğunluğu Müslüman ülkede “Müslüman, dindar” ayırımı da kabul edilir şey değildir ama hırsızlığın hele de “din duyguları kullanılarak yine Müslümanlardan toplanan” trilyonları çalmanın da dini, imanı olur mu yani?
Daha önceki hırsızlar Hristiyan’dı da bunlar mı Müslüman?
İran örneğini asla aklınızdan çıkarmayın, iyi düşünün!




del.icio.us
Digg
Yorum gönder