Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
Aslında Sorun Tektir-1-
Gerçekten içinde yaşadığımız toplumun sorunlarını araştırırken; temelde sorunun
Emine Cin
Doğumundan itibaren “ol”durduğu kendinin bütün olmaklarının, kötü bir terslikle savrulduğunu görünce insan, soruyor: “Sorun nerde?” diye… Sanki Harmandalı Müziği çalarken, Tivist yapmaya çalışıyormuşçasına uzağına düşmek, içinde yaşadığı toplumun… Nasıl?
Yer değiştiren değerler içinde; hedeflendiği ‘olmak’ların ötelenmesini yaşamak ve giderek artan sorunlara karşın; yöneticilerin, sorun yokmuş gibi davranması… Sonra aslında sorunun, sadece “Nasıl insan?” sorusunun cevabında olduğunu ayrımsamak… Evet, aslında sorun tektir ve her şey, o soruna göre şekil almaktadır… Tıpkı ağacın kökündeki bir hastalıktan ötürü gövdesinin, dallarının hastalanması ya da yapraklarının, çiçeklerinin dökülmesi gibi… Görünen sorunlarla uğraşıldığında çiçeklere ilaçlar verilir. Belki bir süre başarılı da olunur ama sonunda çiçekler mutlaka dökülür. Çünkü sorun ağacın kökündeki hastalıktır. Ağacın sağlıklı ve güzel çiçekler açması isteniyorsa; kökündeki hastalık tedavi edilmelidir…
Gerçekten içinde yaşadığımız toplumun sorunlarını araştırırken; temelde sorunun “tek” olduğu çıkacaktır ortaya. Toplumu oluşturan insanların yetişme süresinde; “Nasıl insan?” sorusuna cevap veren eğitim çalışmalarının yapılıp yapılmadığı ve nasıl yapıldığı çıkacaktır… Çalışkanlık, bireyin kendisini sorgulaması ve düzenli çalışma alışkanlıklarının edinilmesi… Parasız eğitimin sağlanması ve okuryazarlık oranının yükselmesi… Okulların fiziki koşullarının, insana yatırım felsefesine uygun olması. Örneğin beden eğitimi salonu ve yüzme havuzu, eğitim amaçlı kullanılmak üzere radyo, televizyon ve bilgisayar sistemi, fizik ve kimya laboratuarları, müzik odası, tiyatro ve çok amaçlı salonun bulunması gibi… Analiz, araştırma ve kritik düşünme alışkanlığının kazandırılması ve ezber ile tekrara dayalı somut bilgilerden kaçınılması… Fırsat eşitliği ve her bireyin en iyi eğitimi alma seferberliği anlayışıyla yapılan eğitimdir beklenen…
Öyleyse; “insana yatırım” diye çıkılan yolda kültürü ve tarihi şekillendirecek olandır eğitim… Balık tutup vererek beslemek yerine; balık tutmayı öğrenmesini sağlamak… Hatta neden balık tutması gerektiğinin bilincine vardırarak; balık tutup tutmamanın kararını kendisinin vermesini sağlamak… Özellikle kadın okuryazarlığı ve eğitimine önem vermek… Çünkü araştırmayı ve sorgulamayı bilmeyen kadınların eğittiği çocukların yetişkinliğindeki yönetici seçimleri, ne kadar uygun olabilir? Seçilen yöneticilerin öncelikleri, ne kadar gerçek önceliklerdir?
İnsanın eğitimine önem vermeyen zihniyetler, giderek bilimden uzak ve daha kaderci bir toplumun oluşmasına neden olmazlar mı? Böylece oluşan insanlar, toplumdaki çürümüşlüğün çözümü için yöneticileri çalışmaya, çözüm üretmeye zorlayacaklarına, kaderci bir yaklaşımla yaşadıklarına razı olmazlar mı? Nihayet kendileri de çürümüşlüğün bir parçası olarak sistemin haksız rekabeti içinde kendilerine yer edinmezler mi? Elde ettikleri yerin usulsüzlüğünce eklendikleri bu yeni sistemden beslenirken, kendileri de sistemi besleyenler olarak; bütün insani değerleri aşmazlar mı?
Bu aşmaklarla şekillenen yeni oluşumlarda; daha dün köylerde kasabalarda evlerin kapısında kilit yokken şimdi kilitli çelik kapıların kasaları sökülüyor… Evin avlusundaki ahırdan inek, koyun, kümesten tavuklar çalınıyor… Giderek yabancılaşan insanlarıyla köyü, kasabası, kenti birbirine karışmış; mal güvenliğinin olmadığı yerler olarak can güvenliğinden geçiliyor…
Neredeyse günübirlik değişen kararlarla ele alınan “İnsana yatırım” projelerinde; kısa vadeli planlarla gelecek, dünlere gömülüyor… Uydunun uydusu olmaya durmuş halk; kendisini uyuşturan, gerçeğin uzağına atılışından habersiz, dertlerini sanal zevke sarıp sürükleniyor… Cinnetin eli, nemalananların, ışık sevmez perdesinde, zafer işareti yapıyor… Bilimsel değerlendirme ve analitik bakış açısından uzak çözüm arayışları, sorunu doğuran doğumdan doğan sorun oluyor…
Doğadan uzaklaştığımızda, doğanın dili matematiği sadece alış verişte kullanılan olarak algıladığımızda sorunlar, sanki çözümsüzmüş gibi artan bir yoğunlukla yığılır üstümüze. Tıpkı sivrisinekle mücadelenin yanlış uygulamalarından ötürü, giderek insanlığı tehdit eden; içi sarıhumma, fil hastalığı ya da sıtma gibi kandan kana geçen parazit hastalıkları veya ilaç zehirlemesi gibi…
Tam başkalaşımlı böcek olan sivrisineğin yaşamı, dört evreden oluşur. Suda geçen yumurta, larva ve pupa ile karada geçen ergin dönem olarak... Yumurtadan çıkan sivrisinek yavruları (larva ve pupa), büyümelerini, su birikintisinde tamamlarlar. İşte bu su birikintilerinin temizlenmesiyle daha ucuza ve güvenli bir şekilde mücadele etmek mümkünken; karadaki yetişkin sivrisinekle mücadele hem çok pahalı hem de çok tehlikelidir. Çünkü yetişkin bir sivrisinek ilaçlandığında ölmezse, o ilaca karşı hem kendisi hem de gelecek nesilleri bağışıklık kazanıyor. Böylece ilaç firmaları, her yıl, artan iştahlarıyla; yeni ilaç bulmak için çalışıp onca zamanı, insan sağlığını ve doğayı harcarlar.
Aslında bu çalışmalarda en çok darbeyi doğa alır. Çünkü İlaçların üretimi ve kullanımı sırasında kirlenerek dengesi bozulur…
İnsanların can ve mal güvenliğini, yanlış bir şekilde sağlamaya çalışmanın da hem insanlara hem de doğaya çeşitli nedenlerden ötürü zararlarının olduğu bilinen bir gerçekliktir. Çünkü her tür silah, doğayı doğrudan etkiler… Onun için bozulanı tamir etmek yerine, bozulmayı önlemek olmalı önceliğimiz… İşte hırsızlık da sürekli geliştirilen yeni teknolojik ürünlerle önlenemez. Çünkü her yeni ürünün zayıf noktaları mutlaka bulunacaktır. Oysa bir insanın, kendisine ait olmayan bir şeyi almasına gerek olmayan ortamlar oluşturulurken bir taraftan da davranış biçimi olarak çalışmalar yapılsa…
Her tür olumsuzluğu satışa dönüştürmeye alışık küresel pazar içinde bu kadar büyük gelirden vazgeçmek istemeyenlerin oluşturduğu bir dünyada yaşamak… Dogmasından bir türlü kurtulamamış kitlelerden yaşamı, yeniden değerlendirmelerini beklemek...
Öte yandan gittikçe artan bir tutkuyla para hırsının artması, insani değerlerin değişmesi bizi, yeni koşullar karşısında dogmaların değiştirilmesi bilincinden uzaklaştıramaz. Çünkü yüzünü bilime dönenlerin, düşünürlerin, aydınların önceliği, dogmaya saplanmış, katı alışkanlıkları yaşam tarzı olarak benimsemiş insanların soru sorup sorgulamayı sağlayabilme çalışmasıdır.
İşte bunun için “Bir arada olmak mecburiyetimizdir “diyorum… Selamlarımla…



del.icio.us
Digg
Yorum gönder