Anasayfa | GENEL | AH O GEMIDE BENDE OLSAYDIM

AH O GEMIDE BENDE OLSAYDIM

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
image

Atamın dediği gibi Damarlarımızdaki asil kan’dan olsa gerek bu yapılanlar kanımıza dokunuyor.

 

 

 

İskenderun 1997-98 yıllarında vatani görevimi kısa dönem er olarak yaptığım yerdir Ben inşaatçı olduğum için Bakım-Onarım komutanlığında idim.

 

Hain saldırıya maruz kalan askerlerimizin bağlı bulunduğu İkmal komutanlığı ile iç içe idik. Birliğimiz ilçenin girişinde, liman B kapısını karşısında, meşhur Yarıkkaya fırtınasının geldiği dağın eteğinde idi.Hatta 15 Mart 1998 akşamındaki meşhur Yarıkkaya fırtınasını bizzat yaşadım.Çamlıktaki en büyük çam ağacını düşünün; en küçüğü onun kadar 98 ağacın fırtına sonucu yerinden köklendiği ve birliklerde bir tek çatının kalmadığı bir afet  yaşamıştık.İşin komik tarafı ise birliğe katıldığım 5 Eylül 1997 gününden itibaren dinlediğim Yarıkkaya efsanesini tezkeremden(16 Mart 1998) bir gece önce yaşamamdır.Bu arada itiraf etmem gerekir ki; bahriyeli olduğumuz için çok rahat ve eğlenceli bir askerlik yaptık.Zaten toplumda da bahriyeli askerlerin genelde torpilli olduğu kanısı yaygındır.

Saldırıda şehit düşen kardeşlerimizin bulunduğu ikmal komutanlığı bölgedeki tüm birliklerin ve acemi alayının ihtiyaçlarını karşılardı.Hele ikmalin  içindeki fırında çıkan sıcak ekmeğin tadını hala unutamam. Askerde biraz yemek seçtiğim için ikmalden gelen sıcak ekmek benim için her zaman bulunmaz bir nimet olmuştur. Ayrıca İskenderun gibi kozmopolit bir yapıya sahip bir ilçede tüm dinlerin bir arada uyum ve hoşgörü içinde  yaşadığını görmek beni çok etkilemişti.Genelde birlik dışında ve sivil  idim.(inşaatları denetlediğim için) Bu süre içerisinde bol bol gözlem yapma şansım oldu. Hıristiyan ve Musevi halkı ile Müslüman halkın ve Müslüman halkın içindeki farklı mezheplerin nasıl bir uyum içinde yaşadığını bizzat altı ay görerek öğrendim.Ramazan ayının ilk gününe gelen Yılbaşı akşamı ve o akşamki iftar yemeği hala dün gibi hatırımdadır.Tabi ki Ahmet Kemik Astsubayın bana yaptığı kıyaklarda.Fırsat buldukça gittiğim meşhur sahil şeridi bana kordonu hiç aratmamıştır. İskenderun’un  beni  en  çok etkileyen yanı ise; ilçenin, dünyada güneşin denizden en güzel ve etkileyici şekilde battığı yer olmasıdır. Sadece güneşin denizden muhteşem batışını izlemek için bile tekrardan gidebilirim.Hatta bu yaz ailece Hatay-İskenderun bölgesine kısa bir tatil planı bile yapmıştım.Ne yazık ki kalleş pusu sonucunda o muhteşem  güneş, 7 kardeşimiz için bir daha doğmamak üzere battı. Ruhları şad, mekanları cennet olsun ve ışıklar içinde yatsınlar demeden önce son sözüm şudur; eşkıyanın artık şehir merkezlerine ve stratejik noktalara kışkırtıcı saldırılarda bulunmasını, yetkili makamlar mutlaka değerlendiriyorlardır umarım.

Diğer can sıkıcı olay ise Gazze’ye ulaşamadan uluslar arası sularda işbirlikçi Abd’nin fino köpeği adi İsrail’in kalleşce saldırısına  maruz kalan Mavi Marmara gemisindeki yardımsever vatandaşlarımızın başına gelenlerdir. Konuyla ilgili günlerdir uzman görüşleri ulusal  medyaya yansıdı.Ben biraz daha amatör bir görüşümü sizlerle  paylaşmak istiyorum.Öncelikle yerelde yazan arkadaşlara, toplumda  ciddi bir şekilde infial yaratacak kışkırtıcı ve tahrik edici yazılardan uzak durmalarını tavsiye ediyorum.Ayrıca, özellikle uzak durulması gereken ve asla pirim verilmeyecek diğer bir husus da; ‘Alın size açılım’ yada ‘Ne oldu van minut’unuza’ türünden tamamen kışkırtıcı ve provakatif hareketlere itibar edilmemesidir.

Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendinin beklendiği üzere, toplumdan  her kesimin duygularına tercüman olan dostluğumuz baki, düşmanlığımız şiddetlidir  şeklindeki cevabı gerekli mercilere ve dünyaya ulaşmıştır. Şimdi zaman bekleme ve bekleyip de devlet büyüklerimizin yapacağı diplomatik  hamleleri izleme zamanıdır.

 Gerektiği zaman nasıl olsa; çoluk-çocuk, kadın- erkek, genç-yaşlı, alevi-sünni, Türk-kürt,laz-çerkez demeden  mutlaka topla tüfekle ve mutlaka gözümüzü kırpmadan siperlerdeki yerlerimizi alırız.Bin yıl önce Malazgirt’te Alparslan’ın yanında Anadolu’ya ilk adımı attığımızda olduğu gibi. Beş-altı  asır önce Fatih ile İstanbul’u Bizans’tan  alırken, Yavuz ile  Mercidabık’ta, Kanuni ile Viyana kapılarında yerimizi aldığımız gibi.Bir asır önce; Atam ile Çanakkale’de, Gelibolu’nda, Varoluş destanımızın yazıldığı Afyon Kocatepe’de, Anafartalar’da Sakarya’da, memleketim İzmir’de  çok değil 35-40 yıl önce ile Yavru vatan Kıbrıs’ta olduğu gibi tek vücut halinde dimdik ayaktayız.

Bu arada yazar arkadaşları metanetli yazmaya davet eden ben bile son paragrafta kendime hakim olamadım. Atamın dediği gibi Damarlarımızdaki asil kan’dan olsa gerek bu yapılanlar kanımıza dokunuyor.Gazamız Mübarek Olsun…

 

Sosyal sitelere ekle: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 gönderilen):

Yorum gönder comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Sayfayı yazdır
  • Plain text Düz metin
Etiketler
Bu yazı için etiket yok
Bu yazıyı oyla
5.00
Powered by Vivvo CMS v4.1.2