Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
MOLA
Daha önceleri anlatmıştım. Genellikle, doğru ve dürüst olmak hep özdeş bir kavram olarak görülür
Yaz sıcakları kavuruyor. Hem de nasıl kavurmak. Bir yandan hava sıcaklıkları, bir yandan meydanların sıcaklıkları. Tabii buna, bir de havanın nemini eklersek, vay halimize. Halkoylaması çalışmaları, çekişmeler, meydanların tıklım tıklım dolması, karşılıklı sataşmalar daha da ısıtıyor havaları. Sıcaklar çekilmez hale geldi. Artık, Türkiye’nin siesta’ya ihtiyacı var bence. Yani dinlenmeye, yani öğle arası tatiline, yani molaya. Bir yandan ekonomik durgunluk, bir yandan halkoylaması bölünmüşlüğü, bir yandan havaların sıcaklığı, insanları canından bezdirir hale getirdi. Elli dereceye yükselmiş hava sıcaklıklarının olduğu yerlerde, öğle tatili molası verilir. Artık, Türkiye’nin de, Türk insanının da böyle bir molaya acil ihtiyacı var. Yetkililere duyurulur. Yoksa, insanlar öyle bir mola verecekler ki, siyasetçilerde, yetkililerde her şeyin nasıl bir anda tersine döndüğüne şaşırıp kalacaklar.
ERDEM’LİLİK
Herkes şaşırdı ilk önce. Sonra tepkiler gelmeye başladı. Doğrumuydu? Tepkiler, verilen karşı yanıtlar, tartışılır. Ama, CHP eski genel başkan yardımcısı Eşref Erdem, halkoylaması ile ilgili sadece kendi görüşünü açıklamış ve ‘evet’ oyu kullanacağını söylemiş. Bunun yanında da, neden böyle davranacağına dair gerekçelerini sıralamış. Kendi çapında haklı olabilir. Yaşadıkları vardır, acıları var olabilir o yıllara ve o dönemlere ait. Dürüst davranmış. Hatta, CHP’sinin yol haritalarında, nerelerde yanlışlar yaptığına dair düşüncelerini de sıralamış. Baktığınızda, doğru da görünüyor. Bugün, uzmanların ekonomik platform verilerine baktığınızda, halkoylamasında az farkla ‘evet’ oyunun fazla çıkacağı söylense de, işin ilginç yanı, askeri Anayasanın, CHP tarafından savunuluyor olması. İşte tam burada Eşref Erdem de bunu söylüyor, CHP sosyal demokrat, solcu bir parti, nasıl oluyor da askeri Anayasayı savunuyor diyor. Ve yine bakıyorum, CHP’nin eski hastalığı, verilen cevaplarda kendini buluyor. Karşısındakini ‘küçümseme’ hastalığı. Verilen cevapların hemen hepsinde, Eşref erdem küçümseniyor. Oysa, kendileri bir özeleştiri yapsa, kendileri Anayasa sürecinde olaya katılmış olsa, bugün bambaşka sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Bugün belki de, askeri Anayasayı savunmak zorunda olmayabilirdi. Ne kadar parti içerisinde ‘evet’ diyen, AK partiye gitsin deseniz de, yapılan anketlerde bile, bugün Türkiye de ilericilerin büyük çoğunluğunun yeni ve sivil Anayasayı destekleyeceği belirtilmektedir. Eşref Erdem üst düzey siyaset yapmış bir insandır. Kendi görüşünü açıklamıştır. Herkesin saygı duymasından daha doğal bir şey olmamalıdır.
DOĞRULUĞUN KARŞILIĞI
Daha önceleri anlatmıştım. Genellikle, doğru ve dürüst olmak hep özdeş bir kavram olarak görülür. Oysa, anlam olarak ve içerik olarak tamamen birbirini tamamlayıcı özellikleri olan kavramlar değillerdir. Dürüst olmak soyut özelliği olan, elle tutulamayan, gözle görülemeyen bir kavramdır. Ama, doğruluk nesnel olan, görülebilir, hissedilebilir bir kavramdır. Yine de karşılığını bulmayan, kabullenilemeyen yapıları nedeniyle, ister elle tutulsun, ister gözle görülsün bir şey ifade etmeyen muamelesi görürler. Belki de genel doğrular, belki de bireylerin doğruları farklı anlamlandırıldığı için sonuç hep böyle olmuştur. Ama, şu hayatta ne yaparsak yapalım, asıl farkı yaratan, insanın niyetidir. Görüntüler, yapıştırılanlar, yakıştırılanlar değildir. Onun için, doğruluğun karşılığı hep farklı olmuştur. Hikayemizde anlatıldığı gibi. Sağlıcakla kalın.
DEVLET SIRRI
Sovyetler Birliği Dönemi. Stalin iktidardaymış. Ve yoldaş Grigori, mahkemede yargılanıyormuş. Hakim sormuş: ‘yoldaş Grigori neden buradasın?’ Yoldaş Grigori cevap vermiş: ‘bir ‘bakana’ aptal ve işe yaramaz dedim.’ Hakim anında kararını bildirmiş: ‘Bakana hakaret ettiğin için beş yıl, devlet sırrını ortaya çıkardığın için de beş yıl, toplam on yıl hapis..’’
Ruhi Gülercan



del.icio.us
Digg
Yorum gönder