Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
Aslında Sorun Tek…-2-
İnsanı insan yapan değerlerden uzaklaşarak gidilen zamanda da bütün değerler, yön değiştirir.
Emine Cin
Aslında insana yapılan yatırımın niteliği, bilgi ve bilgi teknolojilerinin çarpıştığı günümüzde de önemini koruyor. Çünkü ucu bucağı belli olmayan bilgi deryasında; farkında ol(a)mayan, iyi plan yap(a)mayan ve kendi bilişim teknolojisini hala kur(a)mayanlar ya başkalarının ekonomik sömürgesi olurlar ya da eskitilen bilgi teknolojilerinin mezarlığı… Böylece ekonomik sömürge veya teknoloji mezarlığında yaşayan canlılar olarak; karmaşa ve karışıklık içinde her şeyin alınıp satıldığı; insanı, insan yapan bütün değerlerden uzaklaşıldığı zamanlara gidilir.
İnsanı insan yapan değerlerden uzaklaşarak gidilen zamanda da bütün değerler, yön değiştirir. Yön değiştiren bütün değerler içinde din ve siyaset, uzmanı olmayan insanların elinde olarak tüccar malzemesi olur… Yöneticiler, sömürgesi olunan küresel merkezlerin emirleriyle yön bulmaya çalışırlar… Kendi kalkınma planlarını yapan ülkelerin, yüksek teknolojiyle ürettikleri silahları denemek ve satmak için kışkırtılan ülkeler arasında kalıp bir şekilde savaşa çekilişin tuzağında olarak yöneticilerin avuçlarından; geçmişten geleceğe atılan bütün gümüş sesler dökülür.
Kuşaktan kuşağa, aniden hatırlamak gibi sıçramalarla, ele alınan eğitim sistemindeki düzeltmelerle beklenen ‘insan’a nasıl ulaşılsın? Beklenen insan… Çalışkan ve işi olan insan… Özgür düşünceli, Milli kültür değerlerini ve evrensel değerleri benimseyip kültürel kimlik sahibi olan insan… Problem çözücü düşünme, eleştirici düşünme ve yaratıcı düşünme becerilerine sahip, usta bir düşünücü olmak1… Üretip paylaşmanın yanı sıra tasarruf alışkanlığı ve tüketicilik bilinci2 olan insan… Nasıl?
İnsanlık, bilimin ışığında olarak geçmişe baktığında; böylesi karanlık dönemlerin karmaşası içindeki geriye gidişlerle karşılaşır. Kör aldatmacalara yakalandığı dönemlere… Hani eve kapattığı kadınlar, sadece annelik derekesine indirgenen kadınlar ve donanımsız öğretmenler aracılığıyla cehaletin koynuna atılan toplumlara… İşte sinsi bir yakalanışla bilimden uzaklaşan toplumu gütmek önceleri kolay gelebilir… Ancak; karanlık dehlizlerdeki sürüyü gütmek… Hele insanın insanlığı bıraktırılarak oluşturulan sürüyü gütmek daha sonra çok zorlaşır. Çünkü korkunun dengelediği vahşet ve cinnetin çemberi, durdurulamaz bir hızla dönmeye başlamıştır… Çakışılan noktada bu cinnet hali, yöneteni de içine alan vahşet çemberidir artık…
Kırılma noktasının bulunmadığı durumlarda, giderek hızlanan, nihayet bütün bir tarihi kaplayan bu çember, bitmek bilmez beklentiler ve beklentilerden vazgeçmelerle dolanır. “Uslu durursan seni parka götüreceğim” diye beklentiyle(ödüllendirmeyle) uslu durması sağlanan çocuk, bir zaman sonra belki, parka gitmekten vazgeçerek uslu durmayabilir… Ya da zaman içinde uslu durmadığı halde onu parka götürenlerle karşılaşabilir… İnsanın, cennet vaadiyle kötülüklerden uzak durmasını sağlamak… Nasıl? Korkunun dengelediği cinnet anında cennetten vazgeçen insanları, kim durduracak? Oysa kötülüklerden uzak olmak; sadece insan olmanın gerekleri olarak hani “öyle”sine olduğu için olsaydı…
Çember; sabit bir noktaya eşit uzaklıktaki noktaların birleşim kümesiyse; işte o sabit nokta olarak yani çemberin merkezine, insan olmaya durmanın yatırımı konsaydı… Nesillerin eğitimi, daha anne karnında başlasaydı… Daha sonra, okul çağına gelenler, dolaylı ya da dolaysız olarak ahlaki(insan bedeninden ayrıştırılmış tanımıyla) davranışların ve karakter gelişiminin öğrenilmesi süreci olarak ele alınan okullarda okusalardı… Okul müfredatları, toplumumuzun ve kültürümüzün temel değerlerinin öğretilmesine dayansaydı... Çünkü eğitim sistemi ve ele alınan müfredat, kültürel soykırımın önleyicisi veya sağlayıcısıdır, aslında…
Eğitim ile kalkınma arasındaki bağ, eğitim yoluyla insana en fazla yatırım yapan ülkelerin hızla kalkınmasıyla örneklenmektedir. Türkiye gibi Asya kökenli olan ve tıpkı Türkiye gibi tarihinde yabancı bir ülkenin kolonisi olmayan Japonya’yla Türkiye’yi şöyle kabaca karşılaştıralım. Modernleşme davranışları bakımından iki ülkenin de aynı çağda atılım yaptıklarını görürüz. O zaman modernleşmenin son sınırı olmadığından kişi başına düşen milli gelir ve eğitime yaptıkları yatırıma bakalım… 1950 yılında kişi başına düşen milli gelir Türkiye’de 200 dolarken, Japonya’da sadece 133 dolardı.3 Günümüzde Japonya, yaklaşık olarak 130 milyonluk nüfusuna karşın, kişi başına düşen milli geliri yaklaşık 40 bin dolardır. Türkiye’nin nüfusu, 70 milyondur ve kişi başına düşen milli geliri, bir iddiaya göre 5 bin dolar, başka bir iddiaya göre ise 9 bin dolardır.
Türkiye’nin yarısı kadar adalar dizisi olan Japonya, ancak %15’lik bir tarım alanına sahiptir. Kullandığı petrolün %99, demir cevherinin %98, kok kömürünün %75 ve alüminyumun %100’nü ithal ettiği halde demir-çelik sektöründe sanayileşmiş ülkelerle yarıştadır… Üstelik ikinci dünya savaşından yenik ve bitik düştüğü, Hiroşima ve Nagazaki gibi iki büyük kenti atom bombalarıyla yerle bir edildiği halde…
Mucize beklemek yerine, bilimsel araştırmalar ve analizler sonucu elde edilen gerçeklerle yüzleşerek gereğini yapan Japonya, bütçesinin; % 12’sini eğitime ayırarak; okur-yazarlık oranının % 99.9 olmasını sağlamıştır. Türkiye’de ise eğitime bütçenin sadece %2.74’üayrılmaktadır. Okuryazar oranı da %85.71’dir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre, Türkiye'de okuma-yazma çağındaki, yani 6 yaşın üzerindeki nüfusun, yaklaşık 4 milyon 930 bini, yani yüzde 7,68'i hala okuma yazma bilmiyor. Okuma-yazma bilmeyenlerin yaklaşık yüzde 80'nini ise kadınlar oluşturuyor. Araştırmayı ve sorgulamayı bilmeyen kadınların eğittiği çocukların yetişkinliğindeki lider seçimleri… Seçilen liderlerin öncelikleri…
Şimdi doğanın en cömert coğrafyasında, en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarla öyle şaşkın, kaderciliğin en karanlığında yaşamak… Nasıl? Daha kaç kuşak hiç yaşamadan yorgunlukların koynundan çıkıp tekrar akıl almaz yorgunluklara uzanacak? Sevmenin, emek ve emek vermenin koşulsuz duruşundan uzak korolaşan cinnetin anomik pervazına takılı kalacak umutlar? Kapitalist sistemin cilaladığı patlamış balon ilişkileriyle biz, içimizin bütün boşluklarına daha kaç duvar yıkacağız…
Kolay değil, böylesine zenginliklerle donanan coğrafyada böylesine cahilce yaşamak… Her taraftan tekmelenen kafamızın içindeki tuğlaları taşımak… O zaman kafalarımızın içindeki koyu gri mayiden kurtulma zamanıysa zaman haydi, bilimin en derinliklerine akalım… Bütün öğretileri sorgulayalım yeniden… İçimizin aşkı dolansın boyunlarımıza… Bize aşk gerek…
“Aşkla dönen dünyamızla uyumludur yüreğimiz” demek için birlikte öğrenmek ve öğrendiklerimizi paylaşmak mecburiyetimizdir... Selamlarımla…



del.icio.us
Digg
Yorum gönder