TORBALI Haberleri EFEM Sigorta TORBALISPOR arac vize: EVİM VAR TEK ODA EVİM VAR TEK ODA ================================================================================ mehmetergun on 14/03/2010 12:47:00 Yıllar öncesinin bir gazete haberi, ruhumun en iflah olmaz fay hatlarından birini büyük bir şiddetle kırmıştı. “Bir kadın, beş-altı yaşlarında olan iki çocuğuyla birlikte Fırat nehrine atladı.” Üst başlık bu… Tanıkların ifadelerine göre; çocuklardan biri ağlayarak: “Anne ölmek istemiyorum” diye bağırıyordu. Tüm feryat figana rağmen, kadın; iki çocuğuyla birlikte ‘Fırat’a koşup; deli akan nehrin suları arasında birkaç kez göründükten sonra gözden kayboldular. Ayrıntı bu… * * * Bir kadının çaresizliğini canından birer parça olan evlatlarıyla eşitlemesi, onların üzerindeki hukukuna pay etmesi, adaletsiz ve insafsız bir şeydi. Derinden üzülmüştüm. O günden bu yana o türden bir ‘çaresizliğe’ uygun, onunla örtüşen bir ‘boyut’ bulamadım… Bir isim veremedim. O haberi okuduğumdan beri, ne zaman bir resim yapsam, üç kişilik ‘umutsuzluk’ serpiştiriyorum. Ne zaman bir çığlık duysam… Ne zaman bir çocuk “anne” diye bağırsa…Üç ayrı tonda sese bölüştürüyorum. Fona gürül gürül akan Fırat’ın seslerini yerleştiriyorum. İnsanın canı yanıyor… * * * Aslında bu yıl ‘Kadınlar Günü’ için yazı yazmayacaktım. Kadınlarımızın sadece bir gün için anımsanmasının yanlış olduğunu ifade eden çok güzel yazılar okudum. Gelin görün ki, bir gün sonrasında. Yani ‘9 Mart 2010 günü’ ‘Belediye Düğün Salonunda’ yapılan ‘Türk Sanat Müziği’ konseri sırasında, bir kadından değişik bir ‘çığlık’ duydum. O anda, yukarda anlattığım, o adamı sersemleten olayı okuduğum gün gibi irkildim… “Kadınlarımız için birkaç söz söyleyebilirmisiniz”? Diye mikrofon uzatılan ‘Sayın Asuman Altınay’: “Kadın sığınma evi istiyorum. Belediyeden böyle bir talebim olacak” dedi. Bu istek, bir yerlere sığınamadıkları için çaresizlik ve umutsuzluk bataklarında yok olan çığlıkların ortak sesiydi. O bir kadın. O yaşananları benden daha iyi biliyor. Böyle bir ‘talebin’ gerekliliğini sorgulamadım bile. ‘Asuman abla’ yıllardan beri toplumun her kesimiyle içi içe yaşamış birisi. Konuya benden çok daha fazla hakim. Bir kadını en iyi yine hemcinsi anlar. Üstelik sesi de oldukça gür çıkıyordu… * * * Ne kötü bir rastlantı ki; “sığınma”nın da tıpkı “huzur” gibi sonunda ‘ev’i var. Ve de ‘Torbalı’da ‘evlere’ karşı büyük bir duyarsızlık var. Oysa adı ev….Bir tek göz oda. Huzurevinin huzuru gitti, iki katı çürümeye terk edilmiş evi kaldı. Umutlarım birer birer tükeniyor. Ne ‘belediyeden’, ne ‘mülki idare’den ve ne de ‘İl Genel Meclisinin muhterem zevatından’, hiç kimseden umudum kalmadı. Yapmayacaklar o evi… Düşkünler!.. Yaşlılar!.. Adamının eline bakmaya mahkum dayak mağduru kadınlar!.. Siz yine konu komşunun uzatacağı bir tas çorbayı beklemeye devam edin. * * * Asuman Abla! Hadi bir kere söyledin. Sakın bir defa daha ‘sığınma evi’ deme… ‘Sığınma Sarayı’ de…. ‘Kadın Rehabilitasyon İstasyonu’ de… ‘Morlukları Yok etme Estetik Center’i de… Ne dersen de… Başka bir tabela bul… Sığınma evi deme. Yapmazlar abla. Sen bu kardeşini dinle. Bildiği bir şeyler var…