‘SAFLIK’ insanoğluna mahsus bir özellik.
Yok…Yok…
Artık karar verelim gari, biz harbiden safız.
Birileri bize bir şeyleri dayatınca, önce şaşkın ördek gibi sağa sola bakınırız. Bir yardım, bir medet, “Neler oluyor” a cevap verecek biri-lerini aranırız.
Şaşkınlığımız meraka, merakımız koca-man bir boşluğa dönüşür.
Baktılar tutmadı, “aba altından sopalar” gösterilir. Dayak bu. Hani şu cennetten çıkma olduğuna inandırıldığımız o aşağılayıcı ens-türman. “Nush” ile başlayan o ünlü tekerle-me. Falaka bakiyesi post-modern ikna aracı…
Baktınız o da olmadı. Baktınız saflarınız, e-nayileriniz yiğit çıktı…
İşte o zaman, gelsin yeni, can alıcı, adamın yüreğini ta derinlerinden okşayan o büyülü yöntem.
O Türk milletine özgü, yüksek acıma duygusu…
Bu ‘yüksek duyguyu’, ‘yüksek yargı’ için de kullanmak lazım. Ne de olsa ikisi de ‘yük-sek’ sayılır. Bundan daha iyi ortak nokta mı olur…
Şimdiye kadar bulunan en geçerli yöntem-lerden birisi.
Geçersiniz kameraların karşısına, elinize bun-dan otuz yıl önce zindan köşelerinde yazılmış birkaç mektup alırsınız. Birkaç deste kağıt mendil eşliğinde, referandumun ‘özü’ diye takdim ettiğiniz o can alıcı satırları okumaya başlarsınız.
Kameramanlar bir o köşeye, bir diğer köşeye yönelip, en hıçkırıklı etki mizansenlerini, en başarılı mimikleri, kızarmış göz detaylarını yakalamaya çalışırlar.
Vay halimize…
Otuz yıldır anımsamamak için büyük gay-retler sarf ettiğimiz olaylar için, şimdi ağ-lama seansları düzenliyoruz.
Neden ağlıyorsunuz?..
O asılan, işkence gören, yaşamları karartılan insanlara mı ağlıyorsunuz?..
Yoksa bu zavallı millete dayatmaya çalıştığı-nız, içerisinde yaşamsal sakıncalar olan hapı yutturabilmek için, ‘mağdurun’ değişik bir sunumunu mu sergiliyorsunuz?
Eğer siz…
‘Mersin’de bir el arabası üzerinde yaşam savaşı veren bir aile için ağlıyor olsaydınız…
Eyvallah…
Eğer siz…
Kardeşim Mesud diye hitap ettiğiniz bir eş-kiyanın himayesinde yapılan saldırılar sonu-cu, memleketin gençleri birer birer toprağa düşerken, gözyaşlarınızı kontrol edemiyor olsaydınız…
Ona da eyvallah…
Biz yanınızdaydık.
Hem de millet olarak, beraber.
Sizin anlayacağınız, gözyaşlarınızı bu defa yanlış amaçla akıttınız. İşin samimiyetsizliği insanımızın gözünden kaçmadı.
Bu tutmadı…
Benim küçük bir önerim var:
Siz yine bildik yöntemlere devam edin. Gerçi mevsim yaz. Kömür için vakit daha etkin değil.
Ama bakın havalar sıcak gidiyor. Klima…
Her ‘Ev’e her ‘et’ e bir klima…
Size garanti. Üç paket mendil harcasanız bile bu kadar inandırıcı olamazsınız.
İşinize bakın, denenmiş yöntemler var. Neyinize sizin bilmem kaç küsur sene önce yazılmış acıklı mektuplar için gözyaşları dökmek, yazık değil mi gözlerinize?..



del.icio.us
Digg
Yorum gönder