Bölümler
- TORBALI GUNDEM
- GASTE
- Eğitim, Kültür ve Sanat
- Spor, Sağlık, Teknoloji, Araç, Vize, Sigorta, Trafik
- GENEL
- İzmir Gündem
- POLITIKA
- EKONOMI
- Aliağa
- Balçova
- Bayındır
- Bayraklı
- Bergama
- Beydağ
- Bornova
- Buca
- Çeşme
- Çiğli
- Dikili
- Foça
- Gaziemir
- Güzelbahçe
- Karabağlar
- Karaburun
- Karşıyaka
- Kemalpaşa
- Kınık
- Kiraz
- Konak
- Menderes
- Menemen
- Narlıdere
- Ödemiş
- Seferihisar
- Selçuk
- Tire
- Torbalı
- Urla
- İzmir Beldeler
-
YAZARLAR Genelden
- > Ali KÜLEBİ
- > Ali SİRMEN
- > Ataol BEHRAMOĞLU
- > Bekir ÇOŞKUN
- > Cüneyt ARCAYÜREK
- > Deniz SOM
- > Emin ÇÖLAŞAN
- > Emre KONGAR
- > Gani MÜJDE
- > Güray ÖZ
- > Hikmet ÇETİNKAYA
- > Hulki CEVİZOĞLU
- > İlhan SELÇUK
- > Mümtaz SOYSAL
- > Oktay AKBAL
- > Oktay EKINCI
- > Özdemir İNCE
- > Ruhat MENGİ
- > Süheyl BATUM
- > Ümit ZİLELİ
- > Yılmaz ÖZDİL
ÇIK O KUTUDAN DOSTUM!
Nereden nereye geldi konu, belki biraz dağıldı da.
‘Son dakika’ yarışlarına pist haline gelmiş, bol atlatmalı haber bültenlerinden bunalmamak elde mi? Birkaç gün envai çeşit ekrandan taşan şeylere fazlaca bakmak bazı olayları daha da iyi idrak etmeye neden olabiliyor. Televizyon denen cihaz, doğru kullanılmamasından dolayı türetilen ve yerleşik hale gelen ‘Aptal kutusu’ tabirini ne kadar da hakediyormuş. Başka bir dünyanın insanı haline geliyor insan. Uyanır uyanmaz al kumandanı, geç karşısına. İki lokma bir şeyler atıştır ayak üstü kaçırmadan. Saat kaçta kalktığının pek de önemi yok hani. Sen kaçta açtıysan televizyonu gün o zaman başlamıştır. Kayıp arama, eş bulma programlarıyla vakit öldürüp günü yarılayan milyonlar. Beğenmezsen nur yüzlü, gür sakallı hocaların vaazlarını dinle. Kanalların diğer yarısı da onların zaten. Aralara sıkıştırılan tesettür reklamlarını iyi izle de yeni kreaksiyonları kaçırma. Bir telefonla kapında teslim kitapları da unutma. İyi hatmet onları.
Çocuklara gelince. Okul çağında olanlar okula, olmayanlara ise iki seçenek. Gücün yetiyorsa kreşe, yetmiyorsa seninle birlikte o da aynı kadere. Televizyon bu. Hizmette sınır tanımaz. Ona da uygun kanallar var. Aç izlesin, gülsün, eğlensin. Ya da daya önüne oyuncağı oynasın. Aklıma Sunay Akın’ın bir sözü geldi. Geçtiğimiz Mart ayında yaptığımız bir röportajda “Oyuncaklar çocukların hayal gücünü geliştirmek, yaratıcılığını artırmak için yapılır, bizde ise vakit harcasınlar diye...” sözlerini kullanmıştı. Yalan mı?
Akşama vakit çok. Aman hiç kapatma televizyonu, sesi bile yeter. Evlerde toplanma, ‘kim ne yapmış’ türlü sohbetlerin modası da geçeli çok oldu zaten. Aç magazin programını orada daha iyisi, daha ilginci var. Prime-time vakitlerinin kralı dizilerin tekrarları da var. İçlerinde yakın geçmişe ışık tutan, öğretici türde olanlarını bir kenara ayırıyoruz elbette.
'KOTA'SIZ ÜRÜNLER ZAMANI...
Misafirliklerin günü de geçti artık. Her güne bir dizi var zaten. Misafir gelince sohbet lazım, ne gerek var. Aç dizini izle. Sohbet lazım olursa 7’den 70’e buluşma ortamımız facebook var. Sohbet et, arkadaş bul. Okeyi bile oradan oyna. Evler inşa et, köprüler, hamamlar kur. Tarlaları sür, ek, biç. Mahsülünü kime satacağını düşün en iyi fiyattan. Ürününe ‘kota’ derdi de yok hem. Bütün bunlar arasında sokak kültürü, lümpen kültür, feodal-dar mahallelere sıkışmış kültür, ‘kahvehane kültürü’ diye eleştirirdik bazen onları bile arıyor muyuz?
Yoksa bunların dışında yeni insanı nasıl yaratarız’ı mı düşünmeli?
Yalnızlaşan birey, üretim ilişkileri, kapitalizmin kriz dönemleri, bunalımlar… Bunlar üzerine öyle çok şey yazılıp söyleniyor ki. Tekrarına gerek yok.
Gerek ekonomik şartların ağırlığıyla gerekse de emperyalizm çağında post modern-marjinal kültürle kuşatılan insana her iki kutuda soluk borusu olarak sunuluyor. Deşarjını buralardan ol. Oysa ne kadar kıymetli iki şey değil mi televizyon ve bilgisayar. Sarfettiğimiz düşünceleri okuyanlar sakın bizim teknoloji karşıtı, gelişme karşıtı olduğumuzu düşünmesin. ‘Şeytan icadı bunlar’ diyecek kadar geriye de gitmedik.
İRADE-İ CÜZİYE...
Bir durum değerlendirmesi yaparken, elbette ekonomik-sosyal temellerini gözardı etmeden, geçmişe duyduğumuz özlemi naklediyoruz belki.. Tehlikelerden uzak tutmak için evden dışarı çıkamayan çocukların geniş arazilerde, parklarda oynadığı, araba çarpar korkusu olmadan sokaklarda koştuğu yıllar. Bu kadar yüklü yol parası derdi olmadan, trafik, zaman kaygısına düşmeden gidilen toplu piknikler, ev ziyaretleri, misafirlikler, düğün-dernekler… Cep telefonu mesajlarıyla geçiştirilmeyen iade-i ziyaretler, tebrikler…
Örnekler o kadar çok ki. Nostalji yapmadan, eskiden şöyle böyle demeden bitiriyoruz.
Nereden nereye geldi konu, belki biraz dağıldı da.
Şimdi bir sorgulayalım mı? Bizi hapseden kutulara ne kadar bağımlıyız. Ve onların bizi değil, bizim onları yönettiğimiz iradeyi koyma yönünde ne kadar güçlüyüz.
Zamanı gelmedi mi? Ütopik, fantastik bir söylem mi sizce. Bence değil.
İlk iş olarak hadi çık o kutudan dostum…



del.icio.us
Digg
Yorum gönder